20 Kasım 2010 Cumartesi

Ağız Kokusu Ve Sebepleri

Çeşitli sebeplerle ağızda meydana gelen kokuya ağız kokusu denir. Kişinin kendisi bunun farkında bile olmaz, buna nefes kokusu da deniz.

Ağız kokusunun sebepleri;
Ağız, diş ve dişetlerinin iyice temizlenmemesi, Misvak (fırça) kullanmamak. Aşırı derecede açlık, midede hazımsızlık. Zamansız uyumak. Bademcik ve burun iltihapları. Mide hastalıkları, diş çürükleri,
Ağız ve dişeti hastalıkları vs. gibi şeylerdir. Ağız kokusunun en önemli sebeplerinden biri şüphesiz ki temizliğe dikkat etmemekten kaynaklanan durumdur.
Ağız kokusunu giderici tedbirler;
Turunç kabuğu ağızda tutulduğu zaman, ağız kokusunu güzelleştirir. Altın, ağızda tutulduğu zaman, ağız kokusunu giderir. Ağız ve dişleri iyice temizlemek. Zencefil, ağız kokusunu güzelleştirir. Misvak, ağız kokusunu ve dişlerin sararmasını giderir. Tuz, dişleri parlatır, ağız kokusunu giderir, diş etlerini kuvvetlendirir. Kereviz ağız kokusunu gidermek için faydalıdır.

Ağız Akması Hakkında Bilgiler

Gece meydana gelen ağız akması birçok kişinin şikâyetleri arasında yer alır. Çocuklardan yetişkinlere kadar görülebilen ağız akmasının birçok sebebe bağlı olabilir. Uyurken rahat nefes alınamadığı için ağız açık bırakılır, bu da salyanın akmasına neden olur. Ağzın açık olarak yatılması sadece salya için değil, aynı zamanda gece boyunca ağza bakteri girişi olacağından enfeksiyonlara da neden olmaktadır. Makalemizde ağız akmasının nedenlerini ve bu konuda sizlere yardımcı olabilecek bitkisel tedavi kürünü sizlerle paylaşacağız.

NEDENLERİ NE OLABİLİR?
Ağız akmalarının birçok sebebi vardır. Ağız akmasının kesin sebebinin bilinebilmesi için bir KBB doktoruna başvurulmasında fayda vardır. Ama muhtemel nedenler aşağıdaki gibi sıralanabilir.
  • En bilineni ve yaygını bağırsak parazitleridir.
  • Geniz eti sarkıklığı,
  • Burundaki fiziksel bozukluklar,
  • Burundaki tıkanıklıklar,
  • Rahat nefes alış verişinizi engelleyen yastık ve yataklar,
  • Birtakım yemek borusu ve mide problemleri (özellikle çocuklarda),
  • Çocuklarda yeni bir diş çıkması,
  • Tükürük bezlerinde bir problemden kaynaklanabilir,
  • Ağız içi aftlar, diş apsesi, dil ve damakta lezyon,
  • Yutma kaslarındaki bir bozukluktan kaynaklanıyor olabilir.
                                   

Soğuk algınlığı ve yapılması gerekenler


Soğuk algınlığından burun, boğaz, kulaklar, östaki tüpü, nefes borusu, ve akciğerlerin etkilendiğine değinen Haliloğlu, soğuk algınlığı en çok okul çağı çocuklarında görülür ve sıklığı yaşla azalır dedi.
Soğuk algınlığının ilk belirtileri genellikle boğazda takılma hissi, burun akıntısı ve hapşırık.
Çocuklarda ise boğaz ağrısı, öksürük, baş ağrısı, ateş, halsizlik, kas ağrıları ve iştahsızlık da görülebilir.
 Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı , henüz soğuk algınlığına kesin etkili bir aşı bulunamadığını anlattı:
Soğuk algınlığına yakalanmamak için, hastalık belirtileri olan kişilerle hastalığın ilk ikinci ve dördüncü günleri arasında temas edilmemesi gerekir. Ancak, çoğu zaman bu mümkün değildir. Soğuk algınlığına yakalanan kişiler, henüz hasta olduklarını anlamadan bulaştırıcı döneme girmiş olurlar.
Soğuk algınlığına yakalanan çocuklar, özellikle burun temizliğinden sonra olmak üzere sık sık ellerini yıkamalı, öksürürken ve hapşırırken ağız ve burunlarını kapamalıdırlar.
Soğuk algınlığı genellikle 7 ile 14 gün arasında iyileşir. Bazen sinüzit, orta iltihabı, larenjit veya bronşit gibi komplikasyonlar nedeniyle hastalığın seyri uzayabilir.
Haliloğlu, soğuk algınlığının düzelmesinin zamana bağlı olduğunu açıkladı:
Bu süre içinde, hastanın istirahat etmesi ve bol sıvı gıda alması (su, meyve suları gibi) gerekir. Genellikle ağrı kesici, dekonjestan ve allerji karşıtı maddeler içeren soğuk algınlığı ilaçları, hastalığı iyileştirmezler; sadece kas ağrısı, burun tıkanıklığı ve baş ağrısı gibi belirtilerin hafifletilmesine yardımcı olabilirler.
Boğaz ağrısının şiddetlenmesi ve uzun sürmesi, öksürükle koyu balgam gelmesi veya öksürüğün 10 günden uzun sürmesi, 38 derece üzerinde ve birkaç günden uzun süren ateş olması, göğüs ağrısı, sık nefes alma, yutma güçlüğü, sıvı gıda alamama,  ağrısı, boyunda ağrılı şişlikler, dudak, deri veya tırnaklarında morarma belirtilerinden herhangi birinin görülmesi halinde doktora başvurulması gerekmektedir.
Soğuk algınlığından korunmak için bunları yapın:
  • Bağışıklık sisteminizi güçlendirin.

  • Dengeli beslenin. Meyve sebze ağırlıklı beslenin, fazla et tüketmeyin.

  • Hastalık riski yüksekse bol bol C vitamini alın.
    (Örneğin her gün 2 kivi, 1 greyfurt, 1 yeşil biber veya 2 kaşık lahana turşusu yemek gibi)

  • Hareket edin ve soğuğa karşı vücudunuzun dayanıklı olmasını sağlayın. (Yüzmek, saunaya gitmek, soğuk duş almak, temiz havada yürüyüş yapmak, değişik)

  • Oda havasını iyileştirin. Hava nemlendiricileri kullanın veya saksı çiçeklerini temin edin. Odayı aşırı ısıtmayın, düzenli olarak havalandırın.

  • Hava cereyanının oluşmamasına dikkat edin.

  • Virüslerden korunun.

  • Soğuk algınlığı dönemlerinden kalabalık ortamlarda, kapalı mekanlarda bulunmayın. Hasta insanlarla öpüşmeyin, 1.5 metreden fazla yaklaşmayın.

  • Ellerinizi düzenli yıkayın.

  • Çok kalın veya ince giysiler giymeyin. Havaya göre giyinin.

  • Stres altındaki insanlar hastalanmaya daha elverişlidir. Her gün düzenli olarak dinlenin. Gevşeme egzersizleri yapın.


  • Kronik Yorgunluk Sendromu

    Kronik yorgunluk sendromu çok yaygın bir sağlık sorunu olmasa da bir çok kişiyi etkilemektedir. Hastalık, henüz çok iyi tanınmayan, bu sebeple de çoğu kez tanısı konulamamıştır ve gözden kaçmaktadır.
    Bazı belirtileri, kısa süreli bellekte veya konsantrasyonda önemli bozulma, boğaz ağrısı, baş ağrısı, uyuklama, şişkinlik, göğüs ağrısı, kronik öksürük, diare, sersemlik, ağız ve göz kuruluğu, kulak ağrısı, çarpıntı, çene ağrısı, sabah katılığı, bulantı, gece terlemesi, psikolojik problemler (depresyon, sinirlilik, anksiyete, panik atak), nefes darlığı, deri duyarlılığı, karıncalanma hissi ve kilo kaybı gibi semptomların varlığı da ifade edilir.
    Hastalık, yaklaşık yüzde 70 oranında kadınları ve özellikle de 30-50 yaş grubunu etkisi altına alıyor. Kronik yorgunluk sendromu yaşam kalitesini olumsuz yönde etkiliyor. Bu sendromun etkisi altında kalan kişiler, ciddi bir işgücü kaybına uğruyor.
    Kronik yorgunluk sendromu tedavisi öncelikle kendi elimizdedir. Bunun için, öncelikle stresi kontrol etmeyi bilmeliyiz. Herkesin bir stres eşiği vardır ve bu eşiği aşmamak gerekir. Düzenli hayat tarzı, hafif fiziksel egzersizler, sağlıklı beslenmek ve ideal kiloyu korumak da kronik yorgunluk sendromu ve benzeri rahatsızlıklardan korunmak için uygulanması gereken temel kurallardır.
    Mümkünse iş yoğunluğunu azaltmak, sorumlulukları paylaşmak veya kısa süreli iş ortamından uzaklaşmak faydalı olabilir.